29 Eylül 2020 Salı

Bu yazıyı okuyan müstakbel meslektaşlarım büyük ihtimalle en az bir tane yabancı dil değerlendirme sınavına girmiştir veya girmeyi planlamaktadır. Zira çoğu hukuk fakültesi öğrencisi yabancı dil öğrenerek kariyerlerine boyut katmak istemektedir.

Kimden: SENA MUTLU
Tarih : 29 Eylül 2020
Kime : Genç Hukukçu
Konu : AVUKATLAR İÇİN ETKİN İLETİŞİM – BİR ZORUNLULUK MU YOKSA AVANTAJ MI?

Bu yazıyı okuyan müstakbel meslektaşlarım büyük ihtimalle en az bir tane yabancı dil değerlendirme sınavına girmiştir veya girmeyi planlamaktadır. Zira çoğu hukuk fakültesi öğrencisi yabancı dil öğrenerek kariyerlerine boyut katmak istemektedir.

Benim de bu tip arzu ve hedeflerim olması sebebiyle İngilizce’deki yetkinliğimi kanıtlamak üzere birçok kez dil değerlendirme sınavına girdim. Çok doğrudur ki, İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça, Arapça hangi dil olursa olsun ana diliniz dışındaki bir dilde hakimiyet kazanmak size eşsiz fırsatlar sunabilir. Hukuki yabancı dilde kendinizi geliştirmek önceki paylaşımlarda faydalı önerilerle ele alındığı için bu yazı ile konuya farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum.

Avukatlık mesleğine ilişkin İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde geçirdiğim dört yıl boyunca edindiğim ve son üç yıldır çalıştığım uluslararası hukuk bürosunda iyice pekişen bir izlenimi aktarmak isterim. Nedense hukuk fakültesi mezunlarının kendilerini ana dillerinde zaten etkin bir şekilde ifade edebildiğine dair bir varsayım mevcut. Buna kolaylıkla “cultural stereotype of a profession” da diyebilirsiniz. Birini savunduğunuzda gelen dalga ile karışık “sen onun avukatı mısın?” sorusu veya “avukat adamın ağzı iyi laf yapar” gibi ifadeler kültürümüzde yerleşmiş bu algının yaygınlıkla karşımıza çıktığının da birer kanıtıdır.

Bu varsayım ve beklentinin çoğu hukuk fakültesi mezunu nezdinde bir yanılgıya yol açtığını görebilirsiniz. Maalesef çoğunlukla bir dili bilmek, söz konusu dil ana dilimiz olsa bile, bu dilde yapılan hukuki analizi sözlü veya yazılı olarak etkin bir şekilde aktarabilme becerisine sahip olduğumuz anlamına gelmiyor. Elbette istisnai de olsa bu konuda herhangi bir ek çalışma yapmaksızın hem sözlü hem yazılı bir şekilde düşüncelerini çok iyi ifade edebildiğini düşündüğünüz kişiler de olmuştur. Ancak çoğunlukla – benim durumumda olduğu gibi – bu beceri pratikle kazanılmaktadır ve her zaman gelişime açıktır.

YAZILI İLETİŞİMDE BEKLENEN YETKİNLİK

Hukuk fakültesinde girdiğimiz çoğu sınav için bize verilen cevap kâğıtlarında sayfa sınırı vardı ve cevaplarımızı yazmak için ek sayfa talep edemiyorduk. Hukuki analizimizin verilen sınırlı sayıdaki kâğıt üzerine net ve öz bir şekilde yansıtılması konusunda ilk pratiğimiz belki de buydu.

Hukuki danışmanlık veren uluslararası bir büroda çalışmaya başladığımda gördüm ki hukuki analizimi az ve öz bir şekilde aktarmam konusundaki beklenti devam ediyordu. Yalnızca form değiştirmişti, cevap kağıdından ziyade e-posta veya bilgi notları üzerinden aktarım yapıyorduk. Temposu yüksek birçok uluslararası işlemde yer aldıkça da hukuki analiz yapmak ve bu analizi aktarmak konusundaki zamanımın işlem bazında gün geçtikçe daraldığını fark ettim. Zira sorumluluklarım ve dahil olduğum projeler gün geçtikçe artıyordu. Sonuç olarak iş hayatındaki ilk gözlemlerimden biri hem avukatların hem müvekkillerin, tıpkı sınavlarda olduğu gibi, kısıtlı zamanının olduğuydu. Müvekkillerin bizden beklentisi de konuyu en hızlı ve en pratik şekilde sonuca ulaştırmaktı. Sonuç olarak, her bir yazılı görüşün başlıca şu unsurları çok net bir şekilde ortaya koyması gerekiyordu:

▶ hukuki analiz,
▶ analiz uyarınca alınması gereken aksiyon(lar),
▶ bu aksiyonun ne kadar sürede alınması gerektiği, ve
▶ bu aksiyonun hangi taraflarca alınması gerektiği.

Söz konusu unsurları barındırmayan görüşler her zaman görüşün iletildiği tarafta kafa karışıklığı yaratmakta ve işlemleri aksatmaktaydı. Böylelikle yazılı olarak etkin bir şekilde kendini ifade edebilmenin hem hukukçu hem karşı taraf bakımından ne kadar kritik olduğunu anladım.

SÖZLÜ İLETİŞİMDEKİ YETKİNLİĞİN ÖNEMİ

E-posta veya bilgi notu üzerinden hızlı ve net bir şekilde görüş vermenin zorluğu bir yana çoğu hukukçunun tökezlediği diğer bir konunun sözlü olarak hukuki analiz aktarımı olduğunu söyleyebilirim. Zira yazılı iletişimin aksine sözlü iletişim esnasında kendinizi “edit”leyemezsiniz. Söylediklerinizi tadil edemezsiniz veya yeniden düzenleyemezsiniz. Aksi takdirde, bu tutumunuz konuşmanın diğer tarafına tutarsız olduğunuza ilişkin sinyaller verecektir. Her ne kadar konuya ilişkin hukuki bilginiz tam da olsa bu bilginizi etkili bir şekilde aktaramadığınız takdirde karşı tarafta iyi bir avukat olmadığınıza dair algı oluşması muhtemeldir.

Konuşmanın diğer tarafı müvekkilinizse, müvekkilinizde sizin hukuki yetkinliğinize karşı güvensizlik doğacaktır ve benzer uyuşmazlıklar veya hukuki problemler doğduğunda sizin yerinize başka bir hukukçuya danışma eğilimi olacaktır. İyi bir konuşmacı olma ve dili etkili kullanabilmenin müvekkil ilişkileri kurma ve sürdürmedeki etkisini her avukat kolaylıkla gözlemlemektedir. Konuşmanın diğer tarafı müvekkilinizin işlem yaptığı veya uyuşmazlık yaşadığı tarafın avukatı veya bir hâkim ise müvekkilinizin taleplerini büyük ihtimalle kabul ettiremeyeceksiniz. Argümanınız ne kadar kuvvetli de olsa kendinizi iyi ifade edemediğiniz takdirde argümanınız ikna ediciliğini yitirecektir.

Yazının girişinde bahsettiğim dil değerlendirme sınavları bilindiği üzere dinleme, okuma, yazma ve konuşma olmak üzere dört kategoriden oluşmaktadır. Bu sınavlarda nihai puanınız hesaplanırken tüm bu kategorilerden toplanan puanların ortalaması alınmaktadır. Yani dinleme, okuma, yazma ve konuşmadaki ayrı ayrı yetkinliğinizin genel notunuz üzerindeki etkisi tamamen eşittir. Ne yazık ki, biz hukukçuların kariyerlerindeki yetkinliğinde tüm bu unsurlar matematiksel olarak ölçülebilecek eşit önem ve değere sahip değildir. Her kategorinin ağır bastığı belirli durumlar vardır ancak başarılı olabilmek için her kategoride asgari yetkinliğe sahip olmak zorundasınızdır. Yine dil değerlendirme sınavlarında olduğunun aksine hukuk pratiğinde konuşmadaki zayıflığınızı hiçbir zaman dinlemedeki üstün becerinizle dengeleyemezsiniz. Benzer şekilde yazmadaki zayıflığınızı okumadaki yetkinliğinizle örtbas edemezsiniz.

Fakülte hayatınız boyunca sözlü iletişim yeteneklerinizi kullanmaya pek ihtiyaç duymamış olabilirsiniz. Okuma, dinleme ve yazmadaki yetkinliğinizle fakülte birincisi olarak mezun olmuş bile olabilirsiniz. Ancak nihai olarak kariyeriniz için sözlü iletişimin de bir o kadar (bazı durumlarda bu üç kategoriden daha bile) önemli olduğunu fark edeceksiniz.

Sözlü bir şekilde kendinizi iyi ifade edemediğinizde başarısızlıkla sonuçlanabilen durumlardan ilk aklıma gelenleri aşağıda listelemeye çalıştım:

1. İş mülakatlarında - hukuki bir konu olmasa bile - o işin gerektirdiği nitelikleri neden sizin karşıladığınızı, diğer başvuru yapan kişilerden sizi ayıran niteliklerin neler olduğunu, o işe ilişkin arzu ve yetkinliğinizi ikna edici bir şekilde aktarmak,
2. Telefon görüşmesi üzerinden veya toplantılarda diğer avukatlar ile herhangi bir hukuki konuyu müzakere etmek,
3. Noterlik ve tapu müdürlüğü gibi herhangi bir resmi veya özel kurumda işlem yapmak,
4. Müvekkilinizle hukuki ihtiyaçları hakkında konuşmak ve bu ihtiyaçlar doğrultusunda görüş sunmak,
5. Evrak aslını göndermek için kargo şirketi ile görüşmek,
6. Herhangi bir resmi veya özel kurumda yaptığınız işlemin masrafının ödenmesi için ödemeyi yapacak muhasebe ekibi veya müvekkil ile görüşmek.

Bu liste eminim ki meslektaşlarımın birçok tecrübesi uyarınca genişletilebilir. Verdiğim örneklerden bazılarının avukatlıkla hiçbir ilgisi olmamasına rağmen yine de organize etmeniz gereken konulara ilişkin olduğunu fark etmişsinizdir. Örneğin, kargo şirketi ile iletişim kurabilmenin iyi bir hukukçu olmakla ne ilgisi var diye düşünebilirsiniz. Resmi bir kuruma yapacağınız bir başvuru için tüm belgelerin asıllarının bir iş günü içinde başka bir şehre veya yurtdışına iletilmesi gerektiğini ve bunun için gönderim tipini (ekspres veya normal) kargo şirketine net bir şekilde söylemediğinizi düşünün. Her ne kadar başvuru evrakını basiretli bir avukat olarak nizami bir şekilde hazırlamış olsanız da müvekkilin ihtiyacını zamanlama açısından sırf telefonda bir kelimeyi eksik söylediğiniz için karşılayamamış olacaksınız. Kargo şirketi ile telefonda konuşmak çok basit ve küçük bir iş gibi görünürken işlemle ilgili en kritik adım haline dönüşebilir. Bu da bir avukat için kiminle ve hangi konuda yapılırsa yapılsın sözlü iletişimin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.

HUKUK FAKÜLTESİ MEZUNLARININ KENDİLERİNİ ETKİN ŞEKİLDE İFADE EDEBİLDİKLERİ VARSAYIMININ SİZİN İÇİN DE BİR YANILGI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORSANIZ BU YANILGIYI NASIL AŞABİLİRSİNİZ?

1. Fakülte hayatınız boyunca bulduğunuz her fırsatta derslere aktif katılım göstermeye çalışın. Derslerde soru sormaya ve sorulan soruları cevaplamaya ek gayret gösterin! Pratik yaptıkça kendinizi ifade etme yeteneğinizin geliştiğini fark edeceksiniz.
2. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi gibi kalabalık bir hukuk fakültesinde okuyorsanız sözlü katılıma ağırlık verilen ve yapacağınız sunumlar üzerinden değerlendirileceğiniz seçmeli dersleri tercih etmeye çalışın! Değerli hocamız Ayça Akkayan Yıldırım sayesinde İngilizce hukuk terminolojisini hayata geçirebilmiş ve bu terminolojiyi kullandığımız birçok sunum yapma fırsatı yakalamıştık. Bu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi kültürü açısından eşsiz bir fırsattı. Zira derslerin hepsi Türkçe sunuluyordu ve öğrenci katılımı değerlendirmede dikkate alınmıyordu.
3. Fakültenizde “moot court” (farazi mahkeme) kulübü varsa kesinlikle bu kulübe katılın ve herhangi bir moot court takımında aktif bir üye olarak yer alın! Eğer böyle bir kulüp yoksa kurulması yönünde ilk adımı atın! Ben Willem C. Vis International Arbitration Moot Court yarışmasında iki yıl takım üyesi olarak iki yıl da hakem olarak aktif rol aldım. İlk yılımda takıma üye olarak seçilmenin ardından yarışmaya konuşmacı olarak katılacak üye seçimleri yapılırken hukuki bir konuda sözlü sunum yapmaya dair neredeyse hiç tecrübem olmaması ve tecrübesizliğin getirdiği heyecan sebebiyle konuşmacı seçilememiştim. Sunum yeteneklerimin üzerine gittim. İkinci kez takım üyesi olarak katıldığım, Amerika ve Avrupa’nın en prestijli hukuk fakültelerinin de aralarında yer aldığı 300’den fazla okulun yer aldığı yarışmada mansiyon ödülü kazanan ilk Türk takımının dört konuşmacısından biriydim.
4. Avukatlık yapmayı seçecekseniz ve bu serüvene danışmanlık veren uluslararası bir hukuk bürosunda başlayacaksanız mümkün olduğunca fazla işlemde ve projede yer almaya çalışın. Böylelikle stajyerlik yılınızdan itibaren müvekkillerle ve diğer meslektaşlarınızla birebir temas kurabilecek ve iletişim yeteneklerinizi geliştirme fırsatı bulacaksınız.

Hukuk fakültesi öğrencilerine kariyerlerine boyut katmaları için verilen tavsiyeler çoğunlukla yabancı dil öğrenilmesine ilişkindir. Bu tavsiye elbette bir hukukçunun kariyerini bir adım öteye taşıyacaktır. Ancak bir dil daha öğrenilmesi için verilen tavsiyelerin yanı sıra ana dilin etkin kullanılması için de öğrenciler aynı oranda teşvik edilmelidir.

Özetle, eğer ana dilinizde veya öğrendiğiniz/bildiğiniz yabancı bir dilde etkin iletişim kurmada bir zayıflığınız olduğunu düşünüyorsanız fakülte hayatınız boyunca bu zayıflığın üstüne gitmek size kariyerinizin devamında kolaylık sağlayacak en temel adım olacaktır!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir